Popüler Başlıklar

REKLAM ALANI

04 Ağustos 2013

Dengbêj EVDALÊ ZEYNIKÊ

EVDALÊ ZEYNIKÊ   

Evdalê Zeynikê wekî Homeros ê Kurdan tê nasîn. Di derbarê jiyana wî de agahiyên sedî sed rast nînin.
Nivîskar Ahmet Aras li ser jiyana wî pirtûkek nivîsiye ku ev pirtûk hevpeyvîna bi neviyê Evdal re jî dihewîne. Di destpêka 1800 ´î de li gundê Cemalwêrdî ya girêdayi Tûtax ku niha girêdayî Agiriyê ye ji dayîk bûye û di sala 1913 ´î de li gundê Qanciyan a Qereyazîyê jiyana xwe ji dest daye. Evdal temenekê pirr dirêj jiyaye. Gorî neviyê wî Emerê Zeynikê Evdal 110 salî zêdetir jiyaye û li seranser Kurdistanê geriyaye. Evdal çuye Xozana Edenê, Dêrsimê, Dîyarbekrê, Nexşîwanê, Melazgirê, Elajgir ê û Îranê.
"Dengbêjê Sirmelî Mamed Paşa", "Bavê Temo", "Pisporê Qulingan", "Sîyarê kuvî" ji navê Evdal in. Evdalê Zeynikê di stran û destanên xwe de pirr behsa qulingan, Temo, Gulê ( Dengbêj Gulê ), korbûn, xizanî, kalbûn, bêbextî hwd dike. Bavê wî di zaroktiyê de miriye. Evdal bi navê diya xwe Zeynê an Zeynikê tê naskirin. Heger mirov ne dîrokzan be û bi tenê ji destanên wî rêçê bajo, mirov jiyana Evdal wiha ava dike: Evdal lawê Zeynikê ye. Diya wî ev di nava xizaniyê de mezinkiriye. Evdal zarokek taybet bûye. Bala xwe daye neheqî, welatparêzî û dewlemendiya civakê. Gihîştinên xwe kiriye stran. Dilê wî ketiye dengbêj Gulê. Gulê di diwana "Sirmelî Memed Paşa", de eslê xwe Fileh (Ermeni) an jî nemisilman bûye. Evdal di civatên axa û began de dengbêjiyê dike. Piştre çavên wî kor dibe û hêdî hêdî ji civatên dewlemendan tê derkirin. Temo yê lawê wî ji ne Gulê ye. Evdal ev zar kêleka rê da dîtiye u ev birîye mala xwe. Di straneke xwe de dibêje wî Temo di daristanekê de dîtiye û ji xwe re xwedî kiriye. Temo dibe sitara Evdal. Temo pê destê bavê xwe digire û "li pey koç û keriyan" digerine. Bijîşkeke Îranî çavên wî sax û derman dike. Lê mixabin Evdal êdî kal e, "Bila mirin hebûya kalbûn tunebûya".
Evdal bi hezaran stranên dengbêjiyê diafirîne. Mixabin pirraniya wan êdî nayên bihîstin. Celadet Elî Bedirxan dixwaze stranên Evdal tomarbike. Ji dengbêjê navdar Ehmedê Fermanê Kîkî alîkarî dixwaze lê pirr bisernakeve.
Evdal bi dengbêjên hemdemî wekî jina xwe Gulê, Sêwî Silo (Şêx Silo) hwd re dikeve pêşbirkan(lecê). Carekê bê rawestan sê roj û sê şev didome ev pêşbirk û Evdal biserdikeve. Evdal kê dibe bila bibe, mamosteyê dengbêjiyê ye. Mehmet Ûzûn bi navê "Rojek ji rojên Evdalê Zeynikê" pirtûkek li ser Evdal nivîsiye.

Klamên Evdalê Zeynikê

Evdal klama Xozanê u Dêrsimê zef hez kirîye. Wexta ku Evdal ber sekerata mirinêde bûye kurên xwe re dibêje ku ger wan her du kilamên min tu carî bîr nekin.
  • Wey Xozanê
  • Dîber
  • Şêx Ronî
  • Hayê li min
  • Lo Mîro
  • Lê Axçik Canê
  • Sincarî Talo
  • Ezê ji teyra teyrekî hur im
  • Evdal u Şêx Silê
  • Minê Li Hafa Nexşê Nexşîwanê
  • Dêrsime xweş Dêrsime
  • Heyla Wayê
  • Evla Begê Mîrê Zirav
  • Hekîmo
  • Evdal Kor e
  • Qulîng li serê me ha neke
  • Wey kaliyê wey korîyê
  • Evdal kore rê nabîne
  • Eyşo rabe çirê vêxe
  • Roj di Qolîbaba da welgerya (Kazoyê Garisya)
  • Haylê Metê
  • Rabe Rabe
  • Ezê bi diharê Qelenyê diketim (dema şerê 1885-1890)



Evrensel Kürt Dengbeji Karapetê Xaco

Evrensel Kürt Dengbeji Karapetê Xaco  
   
   Bu yazımızda, ünlü Xerzanlı Ermeni asıllı,müthiş bir sese ve belleğe sahip olan Karapetê Xaco’yu elimizden geldiğince sizlere tanıtmaya,sözlü kültürümüz açısından gelecek nesillere aktarılması zorunlu olan hayat hikayesini ve hayat verdiği kilam-stranlarını sizlerle paylaşmaya çalışacağız.Öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki Dengbêjlik tam olarak bir tasnifi yapılamamış olmakla birlikte,bellibaşlı ekollere göre sınıflandırılabilr.Bunlardan en önemlisi denilebilecek olan Evdalê Zeynikê ekolünün,Evdal’dan sonra en önemli icracısı ve temsilcisi olarak Mamoste Karapetê Xaco’yu sayarsak mübalağa etmiş sayılmayız.Karapet, yaşam tarzı,eserlerinde işlediği konular,söylediği kilam-stranlar ve de en önemlisi hayat hikayesiyle Evdal’a en yakın duran ve onun misyonunu devam ettirme adına tüm yaşamını Kürt kültür ve sanatına adamış olan bir gönül adamı ve Xerzan Dengbêjlik geleneğinin zirve noktasıdır aynı zamanda.
                Karapetê Xaco (tam adıyla Garapet Kaçaturyan),1900’lü yılların başında bugünkü Beşiri ilçesine bağlı Bilêder (yeni ismiyle Binatlı) köyünde Ermeni bir ailenin dört çocuğundan biri olarak dünyaya geldi.Kendi deyişiyle,50-60 hanelik köyünün büyük çoğunluğunu Ermeniler oluşturmaktaydı.Dünyaya geldiği yıllar,Osmanlı Devleti’nin son yıllarını yaşadığı dönemlere denk gelmekteydi.İstibdat denilen,bir nevi sıkıyönetim rejimi tüm ülkeyi sarmış ve bunun etkileri en uzak bölgelerde bile hissedilir olmuştu.Herşeye rağmen,tarihin derinliklerinden gelen paylaşımcılık ve kardeşlik bağları içinde tüm etnik ve dini unsurlarla devamedegelen hoş sayılabilecek hayatları,1.Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle bir anda tersine dönmüş ve bir karabasan gibi çökmüştü köylerinin üzerine.2.Meşrutiyetin ilan edilmesiyle birlikte Pan-Türkist ideolojiyi benimsemiş ve bu yolda hiçbir taviz vermemekte kararlı olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ileri gelenleri,kendilerince toplumsal mühendislik yapmaya karar vermişler ve özellikle doğu bölgelerinde olası bir Rus işgaline karşı önlem almaya karar vermişlerdi.En basit yol olarak da,bilinen tehcir hikayesi 1915’de sahneye konmuştu ve acı dolu,bir o kadar da insafsız muameleler başlatılmıştı medeniyetlerin beşiği olan Mezopotamya ovalarında.Karapet’in de köyü bu zulümden nasibini almıştı.Yıllar önce kendisiyle yapılan bir ropörtajdaki anlatımlarına göre,bir gece tüm köylüler evlerinden alınarak köy meydanında toplanmışlardı. Karapet’in acılarla dolu hayatının başlangıç noktası olan,kendi deyimiyle hatırlamak istemediği o korkunç gecede Karapet anne ve babasını bir daha görmemek üzere kaybetmişti.Gözlerinin önünde  ebeveynleri öldürülmüş,kendisi ve kardeşleri,o korkunç geceden,bir askerin insafıyla kurtulmuş ve köylerine dönmemek ve kimseye bir şey söylemek şartıyla serbest bırakılmışlardı.Acılar henüz başlamıştı ve kardeşleriyle beraber uçsuz-bucaksız Xerzan ovasında dilencilik yaparak,Kürtçe’yi de bilmeleri sebebiyle ‘Fille’ olduklarını gizleyerek bir köyden diğerine savrulmaya başlamışlardı.Dengbêjlik serüveninin temelleri de bu dilencilik günlerinde atılmaya başlanmıştı hayatında Karapet’in.Yollarda mırıldanarak söylediği ,acılarına katık ettiği ezgiler ve gezdiği köylerdeki halktan öğrendiği stranlar,onu yavaş yavaş bir efsane haline geleceği Dengbêjliğe hazırlıyorlardı ona bile hissettirmeden.Özellikle düğün ve yaslarda kadınların söylediği ağıt ve stranları anında ezberliyor ve belleğine kazıyarak yollarda tekrar ederek bir nevi repertuarını genişletiyordu.Daha o yaşlarda değme Dengbêjlerle aşık atabilecek bir seviyeye gelmişti Karapet.Ünü yavaş yavaş yayılıyor ve düğünlerin,şevbêrklerin vazgeçilmez icrası haline geliyordu artık.O günlerde kızkardeşi bir Kürt genciyle evlenir ve yerleşik ! hayata geçerler ailece.Bir köy ağasının yanında hizmetkarlık yapan damadının yanında çobanlık yaparak hayatını idame ettiren Karapet o günleri ‘Ez xulamê xulaman bûm (ben hizmetkarların hizmetkarıydım)’ diye anlatır.Stranlar o kadar hayatıyla özdeşleşmiştir ki erkek kardeşini hastalıktan dolayı kaybettiği gün bile ağlamadığını,ağlamak yerine kardeşine bir stran söylediğini de ekler Karapet.Günler böyle geçerken,çobanlık dönemlerinde sanatında da bayağı ilerler.Dağlara,ovalara ve civatlara söylediği stranlar  ününün tüm civara yayılmasına sebep olur.Birgün,ünlü bir Aşiret Beyi olan Fîlîtê Qûto’nun bir çatışmada öldüğü haberini alır ve tüm Dengbêjler gibi o da Fîlît’in köyüne giderek bir stran adar Fîlît Beye.O kadar içten ve güzel söyler ki,Fîlît Ağa’nın oğlu Hesê Bey onun yanında kalmasını rica eder.Karapet için bundan güzel bir rica olamaz ve kabul eder.Artık Fîlîtê Qûto ailesinin Dengbêjidir Karapet.En güzel ve rahat yaşadığı yıllarını bu ailenin yanında geçirdiğini anlatan Karapet,o yıllarda daha fazla stran ezberlediğini ve söylediğini de kayda geçirir.
           Bu verimli döneminin başlamasından kısa bir süre sonra 1925 yılında,Şêx Said isyanının ateşi tüm bölgeyi olduğu gibi Xerzan’ı da sarar.Büyük bir mücadele başlamıştır Cumhuriyet Ordularıyla,Şêx Said’in askerleri arasında.Diyarbakır’ın Şêx Said tarafından alındığını duyan Karapet de arkadaşlarıyla beraber D.bakır’a doğru yola koyulur ve şehre ulaşır.O günleri detaylarıyla hatırlayan büyük Dengbêj,anlatımlarında çarpıcı tespitler de yapmaktadır.Surların üzerindeki askerlerle,Kürt savaşçılarının mücadelesini yakından izlemiş ve daha sonraki söyleşilerinde,şehrin nasıl el değiştirdiğini,idamları ve daha sonra gelişen olayları detaylarıyla kayda geçirmiştir.Bu yönüyle de ayrı bir katkısı vardır tarihimize.Şêx Said ve arkadaşlarının idamından sonra Takrir-i Sükun kanunu gereğince yapılan uygulamalar,tüm bölge halklarını içinden çıkılmaz durumlara sevketmiş,idamlar ve sürgünler büyük boyutlara varınca,Karapet de kendisine yeni bir hayat  bulma arzusu gereğince,tüm sürgün ve kaçakların yaptığı gibi kendisini Binxet’e yani Suriye’ye atmıştır bir gece.Yeni bir yurt bulma amacındaki Dengbêj,yeni bir sayfa açmıştır artık hayatında.Qamişlo’da başladığı yeni hayatında,Kürt sürgünlerinin arasına katılan Karapet,yine sanatını icra eder ve civatların aranılan Dengbêji sıfatına uygun olarak tüm toplantılara katılır,gün gelir ekonomik sıkıntılar içinde çıkış noktası ararken Suriye’deki Fransız Lejyonu’nun paralı asker aradığını öğrenir ve tam 15 sene paralı askerlik yapar Lejyonda.Orada da sesinin güzelliği ve söylediği stranların mükemmelliği kendisine yardımcı olur ve en üst düzey komutanlar onu meclislerine alırlar.O dönemde artık evlenme zamanı geldiğini sezer ve kendisi gibi Ermeni olan,ona yıllarca yoldaşlık edecek güzeller güzeli Yeva ile evlenir.Bu evlilikten bir kız ve bir erkek çocuk sahibi olur.1946 yılında ülkelerine dönme kararı alan Fransızlar,Karapet ve ailesine kendileriyle beraber Fransa’ya gelebileceklerini söylerler ama o ve karısı Ermenistan’a gitmeye karar vermişlerdir.Teklifi reddederler ve Kafkasya’ya doğru yola çıkarlar.Karapet’in 105 yıllık hayatında yepyeni bir sayfa daha açılmıştır böylece.Ama işler umduğu gibi gitmez ve  kendi deyimiyle her zaman olduğu gibi yine ‘bir öteki’ olarak görülür.Erivan’daki Ermeniler,kendisini Ermenice’yi bilmemekle suçlarlar.Madem ki Ermenidir,neden anadilini bilmemektedir,neden Kürtçe konuşmaktadır,neden Kürtçe türküler söylemektedir gibi suçlamalarla karşılaşır.Bu yaklaşım,acılar coğrafyasında yaşamamış olanlar için çok kolay bir yaklaşımdır ama Karapet için değildir.O acılarını Dengbêjlik sarmalına katmış,o stranlarla huzur bulabilmiş evrensel değerlere çoğu okumuş insandan daha fazla sahip çıkabilmiş bir ozandır.Bunları anlatmak çok zor olmuştur onun için ve yine civar köylerdeki Yezidi Kürtlerin arasına gidip,gelerek,eserlerini onların arasında söylemeye başlayarak bir nevi sıla hasretini dindirmiştir.Karapet’in bu özelliğini duyan Erivan Radyosu Kürtçe Bölümü yetkilileri,kendisiyle irtibata geçerek Radyo’nun en önemli ismi olacak Karapet’i de kadrolarına dahil etmişlerdir.
                Böylece,Kürtçe türkü söylemenin yasak olduğu yıllarda Karapet’in sesi ve stranları bir radyo istasyonunun cızırtılı bile olsa sesi ve nağmeleriyle,Kürt Toplumunun evlerine girebilmiştir.Bu özelliğiyle Karapet’in kültürümüze yaptığı katkılar unutulmazlar listesinin belki de en başına yazılmalıdır. Orada söylediği stranlar unutturulmaya çalışılan bir kültürün dipdiri ve canlı olarak yaşatılmasına vesile olmuş,kendisiyle beraber emek veren Şeroyê Biro,Reşîdê Baso,Aram TİGRAN ve daha nice sanatçı gibi o da şükranla anılması gerekenlerden biri olarak hafızamıza kazınmıştır.1976 yılında çok sevdiği karısı Yeva’yı da kaybeden bu büyük ve Bîlur tadındaki ses ve sahibi,Kürt dengbêjlik literatüründeki xulxulandın sanatının zirvesi sayılan büyük usta,2005 yılının ocak ayında,100 yılı devirmiş bir asırlık çınar ve sanat yıldızı olarak,tüm meslektaşları gibi acı-yokluk-fakirliklerle dolu hayatına yine yokluklarla dolu olarak,son 50 yılını geçirdiği Solxoza Çaran köyünde veda etmiştir.Hayat ve ses verdiği yüzlerce stran arasında en önemlileri olarak;  -Bişêriyo, Evdalê Zeynê, Endîwere Paytext e, Edûlê, Zembîlfiroş, Genc Xelîl, Salih û Nûrê,Filîtê Quto, Mîrzikê Zaza, De Xalo,Hey le Mîro,Lawikê Metînî,Dewreşê Evdî,Oy Limin- sayılabilir. Kendisinin hayat hikayesi en kapsamlı olarak,kendisi de Xerzanlı ünlü bir edebiyatçı,gazeteci ve yazar olan Salihê Kevirbirî tarafından Karapetê Xaco-BİR ÇIĞLIĞIN YÜZYILI adı altında,Kürtçe ve Türkçe olarak ayrı ayrı kitaplaştırılmış,gelecek nesillere aktarılmıştır.Bu çalışmasından dolayı genç nesiller adına Kekê Salih’e teşekkürü bir borç olarak bilmek gerekmektedir.En son söylediği ‘50 milyon Kurmanc nikare li min xwedî derkeve û min xwedî bike (50 milyon Kürt bana sahip çıkamıyor, besleyemiyor beni...) sözü hangi ruh haliyle bizlere veda ettiğinin sitemi ve aynı zamanda kültürümüze-sanatçılarımıza neden  sahip çıkmamız gerektiğinin de işaretidir aslında. Yüzyıl boyunca Kürt kültür ve sanatına eşsiz eserler vererek aramızdan ayrılan bu büyük yürekli Ermeni asıllı dengbêj,arkasında hasretler,acılar ve de en önemlisi eşsiz bir hikaye bırakarak unutulmazlar arasına girmiştir.Aziz hatırası önünde saygıyla eğilmek,toplum olarak ona karşı yapılmamış görevlerin bir özrü olabilir mi bilemiyorum.Ortak kültürümüzün zirvesi denilebilecek böylesine büyük bir şahsiyet ve abideyi minnetle anıyor ve teşekkür ediyoruz bu yazıyla. Toprağın bol olsun Pîrê Karapet,bizlere bıraktığın miras için sonsuz teşekkürler

Bülbüli Kürdistan Kawis Axa

KAWİS AXA


1889 yılında  bu günkü suriye sınırına yakın olan Çarçela Bertiya dedikleri bir yerde dünyaya gelen ve   daha bebekken babasını kaybeden Kawis axa, 13 yaşına kadar annesiyle beraber yaşamıştır. 

13 yaşına geldiği zaman annesini de kaybedince şoka girip konuşma yeteneğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Hatta hiç konuşamazken annesinin cenazesinde dengbeş Fatma'ın annesine ağıtlar yakarak kılam söylemesi onu çok etkilemiştir. annesinin yakın arkadaşı olan dengbej Fatma onu himayesine alarak hem korumuş ve hemde kılamlarını ona öğretmiş.

Ancak  Kawis axa için bir sorun varki  hiç konuşamaz bazı kelimeleri çok ağır ve zor şekilde telaffuz eder ancak kılamları çok akıcı okurmuş.

Asıl adı Veyis olan Kawis Axa  yahudi dinine mensup bir kürttür. Zaman içinde güzel sesi ile halk arasında sevilen bir kişi olduğu için ona  ağabey anlamına gelen "Kak" (bazı yörelerde bu kelime keko olarak telaffuz edilir.) Veyis olarak çağrılmış ve zamanla kısaltılarak  adı kawis olarak kalmıştir.

Namı Bağdat radyosuna kadar ulaşan  Kawis Radyoya müracaat ederek sanatçı olmak istediğini bildirir, ancak kekeme olduğu için radyo evi kendisini hiç dinlemeden oradan kovar, bunun üzerine kawis, Bağdat radyosunun hemen yakınıdaki bir kahvehaneye giderek Genç Xelil kılamını okur (Bu Kılam oldukça seri ve hızlı okunur) bunu duyan Radyo evi yetkilileri hemen kahvehaneye gelip Kawis görünce , özür dileyip onu Radyoya çıkardılar. Çok kısa sürede ünü Irakın dışına taşarak ta Erivan Radyosu  ile iran Radyosu gibi kürtçe yayın yapan bölgelere kadar yayıldı.

Bilinen  en populer kılamı Xalo (çemé Çetelé) dir. Çemé Çetelé'nin hikayesi kısaca şöyledir. "Askerler tarafından  bir baskında yakalanarak  yargılnmak üzere götürülürken yolda karşılaştığı biri vasıtasıyla  dayısı  Abdo Beg'e haber yollar, bunu duyan dayısı  Abdo Beg bir haftalık yolu oğlu ile birlikte  üç gün üç gece durmaksızın at sırtında giderek, bu gün botan cıvarında bulunan Çeme çetelé de onlara ulaşır ve oğluyla birlikte  askerlerin elinden yeğenini kurtarır".
Kawis ağanın ne yazık ki arşivi  bağdatta  çıkan bir yangında tamamen yok olmuştur. Ancak 32 parçadan oluşan ve bağdat radyosunda bulunan albümünden başka bir eseri yoktur günümüzde. 
Kawis Xağa çok genç denebilecek bir yaşta 1936 yılında yakalandığı  amansız bir hastalıktan kurtulamıyarak hayata gözlerini yummuştur. Mezarı Kuzey  Irakta bulunan  Heresima Köyündedir

Kürt Diwanları Ve Makamsal Ezgiler

Kürt Diwanları Ve Makamsal Ezgiler
1.Şeşbendi ve Berite

Şeşbendiler makamı ağır ve ağdalı şarkılardır. Çünkü divanhane gibi kapalı yerlerde ve oturarak söylenir. Ritmik şarkılardır ama ritim cümleleri çok uzun ve karmaşık, ezgileri de ağdalıdır. Diwanki (divan şarkısı) de denilen şeşbendiler bu nedenle yorumlanması oldukça zor şarkılardır ve usta dengbêjler tarafından söylenebilir. Sözleri genellikle aşk ve kahramanlık üzerinedir. Sözler ezgiye ve ritme oturtulurken her bir hecede birden fazla sese basılır ve kelimeler bazen ortalarından kesilerek es verildikten sonra kalınan yerden diğer ezgiyle devam edilir. Ayrıca bol miktarda ulama kullanılır. Seslerin arasına ‘’-ya’’ , ‘’-ha’’ gibi ulama heceleri eklenerek söylenir ve bu nedenle sözler oldukça çetrefil duyulur. Ezgi genellikle 5 seslik bir aralık içerisinde dolaşır.

2.Lawje

Hakkâri müziğinin diğer Kürt bölgelerine en yakın formu lawjedir. Lawje, Kürtlerin en karakteristik serbest formudur ve inici bir makamsal seyre sahiptir. Serbest tartımlı olarak seslendirilen, xulxulandin (gırtlak titretme, vibrasyon) üslubunun hâkim olduğu lawjeler, havini bölümlerinin dışında resitatif (yığmalı) bir şekilde okunur. Havini denilen bölümde genellikle cümlenin sonundaki sessiz harf düşer ya da sonuna ‘-e’ ,’-o’ gibi harfler eklenir ve yığmalı bölümden sonra gelen bu bölümde ses uzatılır. Haviniler genellikle nefes almak için kullanılan dinlenme bölümleridir. Lawjelerin sözleri genellikle gerçekleşmemiş aşklar ya da ölen birisinin ardından yakılan ağıttır.

3.Mediha ve Mewlud

Medihalar, divan ortamında söylenen ve genellikle Hz. Muhammed’e, sahabesine, Hz. Ali’ye ve tarikat şeyhlerine övgülerden oluşan dini şarkılardır. Zikir müziği değildir. Enstrümansız icra edilir. Serbest ritimli olanları tek kişi tarafından, ritmik olanları ise topluca okunur.

4.Destan

Destan formuna ‘beyt’ de denir. Uzun, manzum ve epik hikâyelerdir. Genellikle aşiretin dış güçlere karşı gösterdikleri kahramanlıklara, büyük aşklara, savaşlara dair olaylardır. Destanların her bölümü farklı ritim ve makamlarda okunur. Anlatılan bölümün aksiyonuna göre makam ve ritim daha yumuşak, lirik daha sert ya da güçlüdür.

5.Heyranok

Bölgedeki aşiretler yazın yaylalarda, kışın köylerde yaşarlar. Yaylaya gidiş bir sevinç vesilesi olduğu için şarkılarda da işlenir. Bu sevinç daha çok Hayronok’lara konu olmuştur. Çünkü delikanlılarla kızların buluşacakları yer dağlardır. O dağların kuytulukları her çalı dibi bir buluşma yeridir. Heyranok bir mani türüdür. Heyranokların sözleri oldukça erotiktir.

6.Pirepayizok

Yayladan dönüş hüzünlüdür. Çünkü ayrılma vaktidir. Sonbahara hazırlık kışa hazırlık dönemidir ki ‘pirepayizok’lar da bu ruh halinin yansımasıdır. Yani heyranok baharın coşkusuysa, pirepayizok sonbaharın hüznüdür. Payiz sonbahar demektir, payizoklarsa sonbahara yakılan şarkılardır.

7.Stranen Meşke

Yayladaki kadınlar akşamdan mayaladıkları sütün yoğurt haline geldikten sonra, sabahları erken kalkarak yayıklara koyup tereyağı elde etmek için sallarlar. Karşılıklı ikişer kadın iter. O sırada Stranen Meşke (yayık şarkıları) denilen şarkılar söylenir. Ritmi yayığın sallanış ritmine göredir ve içeriği her şey olabilir. Hakkâri’de ‘’yayığa ne kadar çok şarkı söylersen o kadar tereyağı verir’’ şeklinde bir inanış vardır. Ritmi genellikle 3/4’lüktür ve herkes tarafından bilinen tek ezgiyle söylenir.

Güncel Başlıklar

Social Icons

Featured Posts